English Türkçe Bugün 24 Ağustos 2017 Perşembe 13:21

Sayı 78: Kıbrıs'ta Gölge Oyunu

Haziran 2015 sayısı

Dergi bülteni için buraya tıklayınız.

 

Özetler

Avrupa Birliği’nin IŞİD’e Karşı Mücadelesi:

Teröre Karşı Stratejiden Çokkültürlülüğe

Sezgin MERCAN

Suriye’de savaşa katılmak için Avrupa’dan ayrılan ‘yabancı savaşçılar’, hem Batı ülkelerinin Orta Doğu’daki tutumlarına bir tepki göstermekte hem de Avrupa ülkelerinde izole bir hayat yaşamaları, bulundukları toplumla kaynaşamamaları sonucu oluşan boşlukta terörizme ve yasadışı yollara başvurmaktadırlar. Bu koşullarda AB’nin, ‘çokkültürlülük’ ilkesinin gereklerini ne derece karşıladığı şüphelidir. Ya sonrası? IŞİD ile birlikte yabancı savaşçıların mücadelesinden yabancı savaşçılarla mücadele noktasına kayan AB’nin, stratejisinde kapsayıcı ve dışlayıcı şeklinde iki yaklaşımın pratiği görülmüştür. Kapsayıcı yaklaşım bireylerin radikalleşmelerinin önüne geçilmesini içerirken dışlayıcı yaklaşım radikal tüm hareketlerin suç sayılmasının kolaylaştırılması eğilimindedir.

IŞİD’den Sonra Hayat Var mı? IŞİD’den Sonra Bu Bölgede Artık Bir Şey Biter mi?

Şanlı Bahadır KOÇ

IŞİD’in ömrünün uzaması başta Irak ve Suriye olmak üzere bölgedeki zaten sorunlu olan dokuları tahrip ediyor. Acele edilmez ve ortak tehdide karşı birleşilmezse ve taraflar kendi çıkarlarının peşine düşerse bu canavardan kurtulmak zorlaşabilir, gecikebilir ve sonuçta IŞİD’den kurtulunsa bile geriye umutlu olunabilecek fazla bir şey kalmayabilir.   IŞİD’in bölgeye hâkim olma amacına ulaşması çok düşük bir ihtimaldir. Ama yapılan hatalar uzarsa yakıp yıkılan, zaten çok parlak olmayan toplumsal, siyasi, ekonomik ve güvenlik dokusu ilmek ilmek dökülen bu topraklarda IŞİD sonrasında artık pek bir şey bitmeyebilir.

Ben teokrasi taraftarıyım!

İskender ÖKSÜZ

“Ben teokrasi taraftarıyım. Teokrasiye kim itiraz edebilir ki! Hâşâ. Evet, ben, teokrasi taraftarıyım. Ama vekâleten değil! Allah’ın tahsildarları bulunduğuna inanmıyorum.”Bu, rahmetli Dündar Taşer’in teokrasi konusu açıldığında söylediklerinin özetidir. Burada işi bitiren şu üç kelimedir: Ama vekâleten değil! Sıkıntı şu ki Allah insanları bizzat yönetmiyor. Onlara temel değerleri ve aklı veriyor ve bunlarla kendi kendilerini yönetmelerini istiyor. Dolayısıyla aracısız teokrasi yok. İşte bütün kavga da yalancı aracıların, vekillerin, tahsildarların iddialarından çıkıyor. Katoliklikte aracılar belliydi. En tepede papa, sonra kardinaller...

Kıbrıs’ta Gölge Oyunu

Gözde KILIÇ YAŞIN

Kıbrıs’ta yeniden başlayan müzakerelerde Kıbrıslı Türkleri temsilen soldan bir ismin yer alması adada yeni ve “ılıman” görünen bir havanın estiği yorumlarını getirdi. Gerçekte ise çok bilinmezli bir denklem olan Kıbrıs Sorunu’nda sonucu, tek başına Türkiye’nin tavrı ile KKTC müzakerecisinin yaklaşımları belirleyemez. Orta Doğu’da çekişen güçlerin Kıbrıs’ı öylece kendi haline bırakacağını iddia etmek akıllıca olmayacaktır. Rusya’nın ve çekişmeli olduğu kimi Batı ülkelerinin pozisyonu, İngiltere ile paylaşım savaşına giren güçlerin tutumu ve nihayetinde kendi egemen üslerini kaybetmek ya da etkinliğini paylaşmak istemeyecek İngiltere’nin duruşu değişmeden aynı denklemden farklı sonuç çıkması beklenmemelidir. 

Pandora’nın Kutusu: Suudi Arabistan İstihbaratı ve Faaliyetleri

Özdemir AKBAL

Suudi Arabistan, İçişleri Bakanlığı, Savunma ve Havacılık Bakanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren ayrıca bağımsız bir yapıya sahip Genel İstihbarat Yönetimi olarak tanımlanabilecek bir istihbarat teşkilatına sahiptir. Bu servisler Milli Muhafızlar İstihbarat Müdürlüğü, Askeri İstihbarat Servisi, Genel Güvenlik Servisi ve Genel İstihbarat Müdürlüğü’dür. Bütün bu birimler, Suudi Arabistan’ın II. Dünya Savaşı sonrasında ABD liderliğindeki batı dünyasına entegrasyon süreci çerçevesinde güvenlik risklerinin tespiti ve tahlili amacıyla çeşitli isimler altında faaliyet göstermiştir. Suudi Arap istihbarat birimleri başta ABD olmak üzere Batılı müttefikleriyle de yakın işbirliği içinde olmuştur.

“Küba’ya Hücum”: Avrupa-Küba İlişkilerinde Gelişmeler

Kubilayhan ERMAN

Küba ile ABD arasında buzların çözülmesi sürecinin başlamasıyla birlikte Havana Avrupa’dan ziyaretçilerini ağırlamaya başladı. Geçmişte, politik ilişki kurma yönündeki Küba girişimlerini geri çeviren Avrupa Birliği’nin günümüzde Karayiplerin bu 11 milyonluk küçük ülkesine yönelik ilgisinin gözle görülür derecede artması dikkat çekicidir. Bu bağlamda, Avrupa Birliği kurumsal yapısının ya da üye devletlerin Küba ile ikili ilişkilerini artırma yönünde sıkı bir çaba içerisine girdikleri görülmektedir. Yaklaşık yarım asır Avrupa tarafından “ihmal edilen” ancak son aylarda ilişkilerin geliştirilmeye çalışıldığı Küba, bir anda Avrupa Birliği gündeminin üst sıralarına yükselmeye başlamıştır.

Rusya-Çin Stratejik İşbirliği ve Avrasya Kıtasında Yeni İttifak İlişkisi

Sabir ASKEROĞLU

İkinci Dünya Savaşı’nın sona erişi münasebetiyle düzenlenen 9 Mayıs Zafer Kutlamaları Rus-Çin stratejik yakınlaşmasına sahne oldu. Rusya ile Çin arasında imzalanan anlaşmalar ve ortak deklarasyonla Avrasya kıtasında Avrasya Ekonomik Birliği ve İpek Yolu Projesi’nin hayata geçirilmesi için adım atıldı. Bu iki projenin hayata geçirilmesiyle Çin, ticaretini güvence altına alma fırsatı yakalarken Rusya da bu projeler üzerinden Avrasya'nın merkezinde yeni bir güç merkezi inşa ederek uluslararası konumunu güçlendirme olanağı yakaladı.

Küresel Güç Arayışında Yeni Bölgesel Dengeler: Japonya-ABD İlişkileri

Ersin DEDEKOCA

İçinde bulunduğumuz yüzyılın uluslararası ilişkiler kuramındaki temel yönü, Ortadoğu bölgesinden Asya-Pasifik’e stratejik güç kayması olarak nitelenebilir. Asya’da “üç köşeli bir güç dengesi” oluşumu gözlenmektedir. Üçgenin bir ucunda Çin-Rusya; bir ucunda Hindistan-ASEAN ülkeleri; üçüncü ucunda da ABD-Japonya-Avustralya bulunmakta; keza alt kırılımlarda da, daha küçük çaplı güç ilişkileri göze çarpmaktadır. Çin ile Japonya arasında yaşanan mücadele de bir anlamda ABD ile Çin arasında yaşanan jeopolitik yarışın bölgesel ölçekteki yansımasıdır ve bu gerçek de ABD-Japonya ilişkilerindeki artan yakınlıkta başat rolü oynamaktadır.

Kuran Yine Mızrakların Ucunda

Bahadır KÖPRÜLÜ

Merak, tehlikeli bir duygudur. Aslında ne olduğunu merak etmek cesaret ister. Bu cesareti gösterip de kurcalarsanız, öğrendikleriniz sizi daha çok öğrenmeye, sonunda alışıldık birikiminizi gözden geçirmeye zorlar. Kendini Müslüman hissedenin incelemesi, öğrenmesi, ibret alması, yine karşısına “mızrakların ucuna takılmış Kur’an sayfalarıyla” çıkanlar olursa ne yapacağını bilmesi, iç içe sokulmuş din ve siyasetin ne siyaset ne de din olamayacağını, sadece kan derelerine yatak olacağını anlaması gerekir.  Din adına yapılan gürültünün arkasına saklanan, dinimizin gelişim tarihini merak edip öğrenmenin tam zamanı. Yoksa hepimizin başına meraktan değil, merak etmemekten kötü şeyler gelecek.

21.Yüzyılda Türk Aydınları

M. Ziya GÖZLER

İnsanlar arasındaki eşitsizliğin ortadan kaldırılması için mücadele etmesi gereken aydınlar maalesef günümüz Türkiye’sinde kendi aralarındaki eşitliğe ve zenginliğe zirve yaptırmanın peşinde koşmaktadırlar. Millet, halk onlar için bilâlüzumdur. Ne var ki, millet onları tanımak zahmetine bile katlanmamaktadır.

Son Babürlü: Mesut Albay

Hasip SAYGILI

Hindistan’daki Türk hanedanlarının sonuncusu ve en kudretlisi olan Babürler 1526’dan 1857’ye kadar hüküm sürmüşlerdir. Türkçe kaleme aldığı hatıratında devletin kurucusu Timur soyundan Zahirüddin Muhammed Babürşah Hindistan’ın önceki asırlarda Türk padişahlar tarafından idare edilmesini kendi hakimiyetinin meşru gerekçesi saymaktadır. Babür imparatorluğu literatürde maalesef Moğol imparatorluğu olarak geçmektedir. Moğollarla herhangi bir alakaları yoktur. Muhtemelen insanlığa Taç Mahal gibi pırlanta bir miras bırakmış olan Babürlüleri Türk camiası dışında göstermeyi bilinçli olarak tercih etmişlerdir.

Semerkand’ın Kurtuluş Mücadelesi

14 Haziran 1868

Rus İmparatorluğu Türkistan’ı işgal süresince önce Hive Hanlığı’na karşı sonrasında ise Hokand Hanlığı’na karşı Buhara Hanlığı’nı mümkün olduğunca tarafsız tutmaya çalışmıştır. Ancak bu stratejisinde başarılı olan Ruslar, Buhara ile sonsuza kadar dost kalamayacaklardır. Çünkü Rusya’nın Hindistan’a ulaşma hedefi için Buhara’nın da kesinlikle işgal edilmesi gerekmektedir. Taşkent ve Semerkand gibi önemli ticaret şehirlerine sahip ve Rusya’nın önemli ticaret ortaklarından olan Buhara’nın işgali sadece bir sonraki tarihe bırakılmıştır.

 

04 Haziran 2015 Perşembe 00:00